CNN.com - Top Stories

şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Temmuz 2014 Salı

ATTİLA İLHAN’IN ŞİİRLERİNDE AŞK

ATTİLA İLHAN’IN ŞİİRLERİNDE AŞK
            İnsanın kendini ifade etme biçimi, benliğini bulma çabasıdır aşk. Sevmek ya da âşık olmak canlılar dünyasında sadece insana özgü olan bir duygudur. Attila İlhan’ın şiirlerine baktığımızda da aşkın onun hayatında büyük bir önem taşıdığını görürüz. Şiirlerinde gerçek aşkların yanında hayali ve imkânsız aşklarda yer alır. Yaşadığı bu imkânsız aşkların sebebi hayatta yaşadığı zorluklardan, maddi imkânsızlıklardan ya da sınıfsal farklılıklardan kaynaklanmaktadır. O zaten gerçek aşkın imkânsız olduğuna inandığını söyler; “Eğer bir aşk normal sürecini yaşar ve gelişirse aşklıktan çıkar” (Eliuz 2).
            Attila İlhan “Sen Beyaz Bir Kadınsın” şiirinde yaşadığı imkânsız aşkı şu dizelerde anlatmıştır:
                        “sen beyaz bir kadınsın
                        uzaktaki
                        gözlerin aklımdan çıkmıyor
                        sen beyaz bir kadınsın karanlıkları dinleyen
                        uzaktaki
                        sarmaşıkları duyuyor musun rüzgârda
                        yorgun başını üşümüş yastığına koyuyor musun
                        uyuyor musun” (İlhan 86).
Şair, sevgilisini kendisinden çok uzakta görmüş ve onu erişilmez biri olarak tasvir etmiştir. Birbirlerine kavuşma olanaklarının olmadığını anlatmaya çalışmış, aklına gelen ama cevabını bilmediği soruları sormuştur. İlhan, yaşadığı yalnızlıktan kurtulmak için bazı şiirlerinde de hayalinde canlandırdığı kadınlara duyduğu aşkını anlatmıştır. Böyle zamanları “insan rastgele bir kadın hayalinden hareket ederek zehrini alacak bir sevgili gereksinir” (İlhan 150) şeklinde açıklamıştır. “Belma Sebil” adlı şiir de bu durumu anlatır:
seni ben kallavi sokağı'nda gördüm 
sen beni görmedin görmedin 
kapıları çaldım adını sordum 
söylemediler öğrenemedim 
seni ben kallavi sokağı'nda gördüm 
bir daha görmedim bilmedim 
belma sebil adını yakıştırdım 
aklıma geldikçe her sefer 
gözlerinin mavisini bitirdim 
saçlarının siyahına başladım” (İlhan 87).
Şair, burada hayâlı bir aşkın yanı sıra sevdiği kızın ismini öğrenememesi, bir daha görememesi ile de yaşadığı aşkın imkânsızlığını da anlatır. Ayrıca, hayalindeki sevdiği kızı ulaşılamaz biri olarak tasvir etmiş ve ona “belma sebil” adını koymuştur.  “Ben sana mecburum” adlı şiirinde de aşkının ne kadar büyük olduğunu, sevdiği kızdan ayrılmasının imkânsız olduğunu anlatır:
ben sana mecburum bilemezsin
adını mıh gibi aklımda tutuyorum 
büyüdükçe büyüyor gözlerin 
ben sana mecburum bilemezsin 
içimi seninle ısıtıyorum” (İlhan 91).
Bu dizelerde şair tasavvufta kastedilen aşkı, gerçek hayattakiyle özdeşleştirmiştir. Tasavvufta yaratıcıya karşı olan mecburiyet, şair tarafından sevdiği kıza karşı olarak kullanılmıştır. Sevdiği kızın ismini aklına kazıdığını ve onu unutmasının mümkün olmadığını anlatır. Ona tekrar kavuşma umuduyla içini ısıttığından bahseder. Bu şiir de şair aşkı büyük, vazgeçilmez bir tutku olarak tasvir etmiştir.
            Sonuç olarak Attila İlhan şiirlerinde gerçek ve hayâlı olmak üzere iki türlü aşka yer vermiştir. Kimi zaman yaşadığı kimi zaman da hayalinde canlandırdığı kadınlara duyduğu aşkı anlatmıştır. Bu aşkların beklendiği gibi mutluğa değil hüzünle, yalnızlıkla ve hayal kırıklığıyla sonuçlandığını anlatır.

KAYNAKÇA
Eliuz, Ülkü. “Attila İlhan’ın Şiirlerinde Postmodernist Söylemin İki Yüzü”. Sosyal Bilimler Dergisi 1. 1-29
İlhan, Attila. Ben Sana Mecburum. Türkiye İş Bankası Yayınları, 2013.

Mustafa Enes Şahin


7 Ocak 2014 Salı

Behçet necatigil

Mustafa Enes Şahin

BEHÇET NECATİGİL’İN ŞİİRLERİNDE ÖLÜM VE MUTSUZLUK TEMASININ                 İNCELENMESİ
            Behçet Necatigil, Cumhuriyet dönemini edebiyatının en ehemmiyetli şairlerinden biridir. Necatigil, kullandığı karakterler, seçtiği konular bakımından döneminde ki şairlerden ayrı tutulmuştur. Şiirlerinde işlediği konulardan bazıları ölüm ve mutsuzluktur.
            Ölüm, Necatigil’in şiirlerinde en çok işlediği konulardandır. Küçük yaşta annesini kaybetmesi yüzünden duyduğu hüzün de onu ölüm konusunda yoğunlaşmasına neden olmuştur. Yaşamın zorluklarından usanan şair, ölümü bir kurtuluş olarak görmüştür. “Bir Ölümden Kalanlar ” adlı şiirinin dizelerinde:
“Tanrının sevgili kuluymuş 
 Muhtaç olmadan öldü. 
Ama gözleri yine kapıdaydı
 Belliydi birini beklediği. 
Son sözü bir kadın ismi oldu
 Hiç duymadığım. 
 Lakin anlaşılamadı gitti
Söylemek istediği.” (15-22)
ölümü bu şekilde dile getirmiştir. Şair “Muhtaç olmadan öldü” (16) dizesinde ölümü insanın hayatta yaşadığı zorluklardan kurtaran bir kurtuluş vesilesi olarak görmüştür. Necatigil, “Ölüme Yol” adlı başka bir şiirinde de ölümü şöyle anlatmıştır:
Dağların ardından ölüm doludizgin gelir
 Terkisinde biri vardır.
Ama yollar insanlarla kaynaşır
Ama dünya telaşında hepsi
Ama ölümün işi hepsinden aceledir
 Ama yollar tutulmuş, geçilecek gibi değil--
Bir anda her şey bir yana itilir,
 Önce ölüm! Ölüme yol!” (1-8).
Şair burada ölümü doludizgin gelen bir atlıya, bir yolcuya benzeterek istiare yapmıştır. Ölümün çok hızlı geldiğini ve insanların dünya telaşından dolayı bunu anlayamadıklarını anlatmaya çalışmıştır. Necatigil, “Söyleriz” adlı kitabında başlık koymadığı bir başka şiirinde:
Ben gidince bir renk uçar
Albümlerinizden
Kendince bir ses erir havada
 Bir eksik kalır fotoğraflarda
Ama gene olurum aranızda
 Sizinle kendimi sayarak
Bende varım hala boşlukta
Bir dayanak aramalarınızda” (1-8)
kendi ölümünden sonra yakınlarına seslenmiştir.
            Necatigil’in şiirlerinde sıkça görülen diğer bir konu mutsuzluk, hüzündür. Necatigil, şiirlerinde yitirdiği güzelliklerden, yapamadığı şeylerden duyduğu hüznü anlatır. Yaşamını boşuna harcadığını düşünerek üzülür. “Ekmek Kırıntıları” adlı şiirinde çocukluğuna duyduğu özlemi, onu kaybetmesinden kaynaklanan üzüntüyü anlatmıştır:
“ “Çocukluğum, çocukluğum,
 Ah o cennet ülke
 Bir daha ele geçse!”
 Dediklerini duydum.
Kaybedilmiş ki
Hatıralar sağ olsun!
 Işıkları yandıkça
Yeri belli çocukluğun.
Ya canından bezmiş kaçıp
 Sığınmışsanız bir ormana,
 Acaba o zaman da
 Çocukluğu arar mısınız?
 Benim de arkamda
 Renkli taşlar olsaydı
 Çocukluğuma giden yolu
Bulmam kolay olurdu.” (1-16).  
“ Işığı Kesen Duvarlar” adlı şiirinde de hüzün başköşeye oturmuştur:
Birden inen bir bulutla karardı yüzün
 Böyledir
 Biraz gülecek ol­san vay sen misin gülen
 Hemen yetişir hüzün.
Bu bizdeki akıl mı ışık vurmuş hazır
 Hazır biraz aydınlanacak oda / Perdeleri kapatır
 Kalırız karanlıkta.
 Çünkü hüzün eski dost baş tacı
Onunla yuğrulmuş mayamız
 Gelsin
 Biz onsuz olamayız.” (1-12) .
            Necatigil, şiirlerinde ölüm ve mutsuzluk temalarını başarılı bir şekilde işlemiştir. Bazı eleştirmenler bu yüzden Necatigil’e “Hüznün Şairi” demiştir.

KAYNAKÇA
Necatigil, Behçet. Söyleriz. İstanbul: Cem Yayınları, 1980
Necatigil, Behçet. Sevgilerle: Kendi Seçtiği Şiirleri. İstanbul: Can Yayınları, 2013